Geçmedi demek.

Götürme beni
Geriye götür
Getir götürdüğün yere
Bırak götürdüğün yerde

Orda olmak
Ona sarılmak
Elini tutmak
Geçti demek...

Geçmedi demek.

Read more...

Yıldız

Bir yıldız kaydığında hala aynı dileği tutuyorum. Bir gece gökyüzüne baktığımda hala aynı şeyi istiyorum. Zaman artık çok yakın. Herşeyi hayat yoluna koysun.


Read more...

Gel yeter.

Sevmenin cezasını çeken ben değil miyim? Sevmenin acısını çeken ben değil miyim? Sevmek bir günah gibi boğazınadüğümlenen ben? Özleyen, kimsesiz kalan, doğduğum yerlerde gölgesiz kalan?
Bu yürek defalarca parçalandı. Açık denizlere açıldı. Kalbini bir sefer oraya bıraktı. Yüksek dağlara çıktı, hiç umursamadan attı kalbini. Bir daha dönemeyeceğini bildiği, bulamayacağına emin olduğu halde bir kezde adını bilmediği bir şehre bıraktı.
Bana yazık değil mi? Bana yazık olmuyor mu? Sebep yokken ben insanların sorumsuzluklarını çekiyorum? Kanıyorum onlara? Boş masallarına?
Çok severken ben neden hırpalanıyorum? Olan olduğunda neden hırpalanan ben oluyorum?
Ne olursa olsun, insanlar hayalimdeler? İçimde hala kor ateşler? Hala neden "yoldan gelecek biri"ni bekliyorum? Hayat neden yoluna koymuyor? Yıktığı her hayalimi, kırdığı gönlümü? Düşlerimi istiyorum, yangınlarımın izlerini aşklarım silsin istiyorum.
Yok oluyorum. Kaybediyorum. Kaybetmeden önce gel yeter.

Read more...

19>22#2

sen ağladığımı görmeyecektin. acılarımı paylaşmayacaktım. çaresizce ağlayarak yitirdiğim duygularımla, boynumu bükecek seni unutacaktım.
seninle yolun başında mıyım, sonunda mı? farkında değilim.
yenidebn kendime yenildim. yeniden aşık oldum. işin içinde senden öncekiler varken hasrete yine alışkın, yine kabul edebilirdim. hiç bir günahımın eceli bu olmadan hiç bir bahane ile kendimi avutmuyorum. yine duygularım karmaşık. gözlerim yine ıslak. yine birini düşünüyorum, yüne aklımda sen varsın.
imkanım olsa yolumu senin için değiştirmeyi düşündüğüm bir zaman devresi içinde kararsız bir karayel gibi sesinle ben yeniden kendime yenildim. yasak ve ya değil. kendime yine yenildim.

Read more...

19>22 #1

Söz vermiştim kendi kendime. Söz vermiştim geçmişime. Geleceğime. Önümdeki günlere. Yanımda yaşlanan kimse olmayacaktı, yapayalnız kalacaktım, örecektim beni üzenlere karşı o kalın duvarlarımı. Kıramayacaktı kabuğumu benim istemediğim hiç bir ses, hiçbir yürek. Yüreklere gönül vermeyip önüme bakmalıydım, kendimi ben aydınlatmalıydım.

Söz vermiştim bu dünyaya kendi adıma. Dünyada benden değerlisi yoktu, benden daha ben. Acı çekmeyecektim. Acıyı hayat çekecekti, ben meyvesini yiyip hayata gülecek... Çift dikiş sözde aşkların ardından gözyaşı dökmeyecektim. Gidenlerin ardından bakıp boynumu ağrıtmayacaktım. Gecenin bir vakti uyanıp karanlığı dinlemeyecek, denizin sesini sadece sevdiğim için hatmedecektim.

Ne olacaksam o olacaktım. Hayatımı kuracaktım. Çok sevdiğim takım elbisemin içinde sevdiğim işi yapacaktım. Hiç bir bahane avutmayacaktı yaşama sevincimi, hiç bir günahımın bedeli bana pişmanlık olarak dönmeyecekti. Pişman olmayacaktım ta yirmiikimekadar yaşadıklarımla. Ondokuz ile yirmiiki arasındakiler yetmeliydi, Tufan'lar, Ahmet'ler, Mehmet'ler, Yılmaz'lar yetmeliydi. Olmadı, olamadı. Binip gitmeliydim bir sabah vapurun birine. Ada'nın bir ucundan Marmara'nın açığına bakarak haykırmalıydım gerçeği!

Aşkı unuttum!

Son bakışlardan miras almayacaktım. Son bakışlar son kalacak, her son yeni bir başlangıça gebe kalacaktı. Saklamayacaktım hiç bir bakışı, hiç bir bakış, dokunuş, koku, yel bana miras kalmayacaktı. Saklı kalsada ne fayda, gömmeyi bilecek, önüme bakacaktım. Kafam dik ve vakur.

Şimdi neyin bahanesi bu?
Neyin serzenişi? Neyin deprenişi?
Kimin heyecanla bekleyişi?
Neyin dertlerine hükmedişi?

Aşkı unuttmuş olmalıydım ben, unutmalıydım. Aşkı kaldırmalıydım. Aşkı silmeli, aşkın uğruna gerçeği feda edebilmeliydim. Ağır mıydı bu sitem? Kendime verdiğim bu ceza gerçekten ağır mıydı? Kaldırılmaz mıydı? Unutulamaz mıydı? Ondokuzdan yirmiikiye aldığım cezalar, yediğim darbeler, sevip sevilmeyip uğruna gözyaşı dökmeler yetmez miydi? Kimsenin çok görmediği, aksine herkesin kendine bile yetiremediği benlikler içinde yaşanan hayallere azmıydı bu sitem? Kimin suçuydu bu? Kimin günahı? Kimin sevabı? Böyle yalnız kalınır, kalınmaya mahkum olunur muydu?

Read more...

Gül

akmasın gözlerinden damla yaş
dokumasın sana hiç bir telaş
yazmasın sana kimse helaş


gül daima, güneş saç etrafına
gül daima, neşe saç gününe
gül daima, mutlu ol gününde
gül daima, sev seni sevenleri

gün gelipte
acı son çattığında
bakma bile arkana
iyi ki de sonuna
iyiki yaşamışım,
iyiki sevmişim
iyiki sevilmişim
sonunda ölüm olsa bile.

Read more...

bit. git. vur

Yağmurlar.
Kışın habercisi, sonbaharın sessiz incisi, bulutlu gökyüzünün krtistal bekçisi.

Yağmurlar başladı. Yeniden hava soğumaya, kararmaya, uyandığımda yükselmiş güneşi önünü kapatmaya, erkenden batarken yine önünde, umut ışığını, gücünü,kuvvetini saçmadan günleri geçirmeye başladı.

Birinin var olması. Yaklaşık bir ay kadar öncesinde herşeyin sonucunun galip gelmesi kadar vahim bir sendrom misali yakınıp durmamın hiç bir faydası yokmuş. Aradığım herhangi birisi değilmiş. Galiba yine yollarmış.

Bir başka yazıda bir şehrin sabah güneşin ilk ışıkları ile aydınlanmasının üzerimdeki etksini ve içimde uyandırdığı heyecanı anlatmıştım. İşte bu öyle birşey. Tek far şehre sabah değil günün herhangi bir saatinde veya akaşm karanlığında uykuya dalmaya yakın varabilmek.

Yeni doğan bir günde nasıl bir şehrin ışıklarını görmek beni heyecanlandırıyorsa akşamında da şehir ölmeye başlarken kendimi güvende hissettiğim evimden uzakta olduğumu bilmek, geriye dönüş planları yapabilmekte aynı derecede heyecanlandırıyor artık.

Trenin sesi, Mersin garının ayrılık kokan havası arasından süzülen paslı vagonları, cam fabrikasının şehri terketmeye izin vermeyen imajı altındaki büyüsü, Tarsus'un o ukala ve bilindik bilmişliğinde Etimesgut tren istasyonu benzeri havası ve Yenice'nin şehirden kaşıştaki son umut olan bilindik havası her seferinde aynı matemi yaşatıyor. Her güzel şeyin biteceği matemi. Bilinci. Hoşgörüsü.

Bittiği yere kadar. Gittiği yere kadar. Sahile vurup döndüğü yere kadar.

Read more...

hatıra

Bitti yollarım. Bitti umutlarım. Kaç yılın geçtiğini unuttum pencerenden bakarken; kaç mevsimi benden aldığını, kaç sevdayı ise geri verdiğini bilmiyorum.
"Gitme, kal" dediğimde gittiğin o yollardan hep yalnızlık geri geldi. Bakakaldığım zaman arkandan, ağlarken ardından sen hep güldün. Sen her zaman yollara ait oldun, ben sevdanla tutuştum. Getirmedin gittiğin yerden sevdamın kor ateşini, getirmedin heyecanımı, korkumu ve yenilgimi.

Şimdi bana kalan sadece senin hatıran. Veda zamanı yaklaşırken son bir kez daha beni götürebilecek misin kaybettiğim, kazandığım, söndüğüm ve yandığım o şehre? Bırakıp dönebilecek misin? Arkana bakabilecek misin? "Gel, gidiyoruz" diyebilecek misin?

Belki yaşanmış en güzel yıllarımın içinde sen vardın. Senin bana verdiğin güçle çıktığım yolculuklar vardı. Seninle bana verdiğin enerji ile güldüm, gülümsedim, koltuğuma iyice gömülüp yol boyunca yağan karı seyrettim.
Ama belki en kötü zamanlarda da sen vardın. Ayrılık, keder, terkediş. Hepsinin içinde biraz sen vardın. Giden hep "sen" oldun, kalan, bekleyen, yol gözleyen "ben".

Gün en güzel ve kötüyü belki henüz göstermedi; ama herşey seninle çok güzel. O zamanı gelince gerçekleşecek son yolculukta bile...

Read more...

Sonbahar Anıları

Kaç sonbahar geçmiş hatıraların üzerinden, ne kadar zaman geçmiş umutların kederinden?
Yepyeni bir sonbaharın karşısında daha kuvvetli, daha dik, daha sorumlu durma zamanı.
Hoşgeldin sonbahar.
Hoşgeldin kalbimin terkedilme mevsimi.
Neydi sonbahar?
Yaprakların dökülmeye başladığı o eski -küreselden nasbini almamış Ankara günleri- yollar, o eski heyecanlar, okul telaşı, ders krampları...
Hatta ilk okula başladığım o ilk günü bile hatırlıyorum.
Bir sonbahar günüydü. Güneşliydi ama soğuktu. Yapraklar yeni yeni sararmaya başlamıştı.
Annemin beni bıraktığı günü biliyorum, artık kendi başıma kalmalıydım. Sanki daha önce kalmamış gibi. Derin korkunun sardığı o açık ama içimdeki kapalı kutunun hüznü hala içimde.
İlk tenefüste bir şişe kola içmiştik, onu bile hatılıyorum.

Yıllar geçti. Çok ama çok uzun yıllar. Ve hatta yollar.
Kendi hayatımı karattığım o gün bir yaz günü olmakla birlikte kabul etmek benim bir koca yılıma mal oldu. Halbuki hayallerim vardı, emeklerim vardı. Düşe kalka ilerliyordum. Hala düz yola çıkamadım, hala emekliyorum. Herşey sanki ilkokula döndü.
Yapayalnız bir evde, anılar, istekler, düşünceler, hayal kırıklıkları ve dahası.

Aslında sabahları yaptığım o çorbayı bile özledim, sonbahar değildi, yaz bile değildi. Ama şu dönemden çıkana kadar o gün, o saatten sonra artık sonbahardı.

Kimseyi suçlamıyorum bunun için. Ben daha neler atlattım, neler gördüm, neler geçirdim.
Az kaldı. Bu hayatımın son "Sonbaharı" olacak. Öyle yada böyle artık bu mevsim bitecek.

Read more...

Yolun açık olsun

Önce zamanla aşka alışmaya başlıyorsun.
Mesafeleri hiç düşünmeden yaşamaya karar verdiğin düşüncelerin ve isteklerini ertelemeye başladığında artık herşey sona ermeye başlıyor.
Önce "uzak", "pahalı" gibi kavramların eşliğinde yaşamak istediklerini ve yaşayabileceklerini engelliyorsun, arkasından birde bakıyorsun artık ne sen, ne o artık eskisi gibi.
Reel kararlar alınmaya başlanıyor. Geri dönüşü yok deniyor, değiştim deniyor.
Ama değişen hiç birşey yok. Tek fark insanın kendini kandırması.
Bir başka yolun arkasından koşmak aslında yeni bir heves mi, yoksa bundan bir kaçış mı halen bende bilmiyorum. Benimde artık değişmeliyim dediğim zamanlardan birisine hiç benzemiyor bile. Birden çizilen diğer bir yol, birleşen iki hayat...

Mutlu olmanı istiyorum tombiğim, mutlu olmayı en çok hak eden ve olması gereken insanlardan birisi sensin.

Yeni çizdiğin yolda daima arkanda sana destek veren birisi olarak kalacağım, seni unutmayacağım.
Omzuma sarıldığın o karlı Kayseri akşamında kulağıma fısıldadığın o gerçek aşklar daima acılı yaşanır sözü ile ben daima ayakta kalacağım.

Unutma; gerçek aşklar daima acılı yaşanır. Ama acı çekmekte insanların kendi kendilerine yarattıkları bir olgu. Yolun açık olsun bebeğim. Açık, mutlu ve huzurlu.

Read more...

Körü körüne...

"Bağlanma problemim var" diyen bir insandan ne bekliyorum?
Sorumsuz bir insandan ne bekliyorum?

Hep kendi kendime derdim... Körü körüne aşık olsam bile terk etmeyi bilirim... Edemiyormuşum.
Bağlanmak için saat tutan insanlardan uzak durmayı öğrendim. Belkide benimle birlikte bir çok kişiyi idare eden insanların kaprisleri beni deli ediyor.
Tek taraflı çırpınışların hiç bir amacı yok. Arkasından anılarım direniyor. Halbuki gerçeği bir tek ben biliyorum. Her zaman için tek taraflı ve soyut.

Kimsenin suçu olamıyor bu. Sevmeyeydin kardeşim? Bağlanmayaydın? Kıskanmayaydın...

Tek telefonla yanına gideceği arkadaşları olan birinden ne bekliyorsun ki? Sen kimsin? Sen nesin? Sevgilisi... Sevgili nedir ki? Sevgili kimdir?

Puslu, soğuk havada sesini duymak istediğinde yanında bulamadığın, uğruna mevsimlerden vazgeçtiğin insandır. Yaptıklarına anlam veremeyen insanların taktıkları bir kulptur. Halbuki o ne yapar? İsmini dahi anmaz. Bir gerçeği ben bilirim, gizlice ağlarım.

Ama artık ağlamıyorum. Ağlamama sebep birşey yok artık önümde. Ne hala değer vermek istediğim o insan, ne bir başkası... Nası olsa yalan dünyada kimse kimseye ne vakit, ne gönlünde bir yer nede güven vermiyor.

Bu sefer seni terkettim bile, ne yapayım ben böyleyim. Affedemem. Kaybedemem. Senden çok var.

Read more...

Ben

Ben hiç bir zaman sinemada sevgilimle el ele tutuşarak film izleyemeyeceğim.
Ben hiç bir zaman dolmuşta sevgilime sarılamayacağım.
Ben hiç bir zaman sevgilimin gözüne bakıp onu sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

Sevgilim olmayacak. Sevilmeyeceğim. Seveceğim, sevilmeyeceğim.
Yalnız ölüp gideceğim

Read more...

Büyük şehir & Küçük şehir

Ankara'dan çıkıp Mersin'e geldiğimde inşaatların hala benim küçüklüğümdeki gibi kat kat, beton atılarak yapılıyor olması beni bir hayli şaşırtmıştı. Anneannemlerin o rengi solmuş pembe ve üç katlı evleri geldi gözümün önüne... Bundan 15 yıl öncesi. Sabahın 8.30'unda, serinde; ince, uzun balkonda yapılan kahvaltılar eşliğinde dinlenilen yanık türküler...
5 yıl geçti değişen bişey yok, herşey aynı...
Ankara büyük şehirdi, Mersin küçük. Daha önce gördüğüm sahil kasabaları gibi biryerdi, sanki kısa süreliğine kalıvereceğim, arkasından terk edip o kendimce büyük şehirde yaşamaya, herşeyi eskisi gibi devam ettirmeye gayrer edeceğim gibi geliyordu.

Küçük şehire alışmam gerekiyordu, yoluyla, suyuyla, kışıyla, baharıyla, sıcağıyla, güneşiyle, bulutsuz havasıyla. Küçük şehirde aşkı tatmalıydım, büyük şehirde nasıl olduğunu bilmeden.

Küçük şehir dedik, yaşanması zor dedik... Bir önceki olan daha büyüğünü unutmaya başladık. Zamanla gidişimiz gelişimiz azaldı, yollarını unutur, havasını tadamaz, suyunu içemez olduk. Bu içimizde ilk başlarda kopma noktasındaki bir korku sembolü oldu ama öğrendik ki büyük şehirsizde yapılabiliyor, büyük şehrin havası olmadan, suyu tadılmadan, bahardaki kokusu olmadan da yaşanabiliyor. Bir zamanlar ellerin olan bağırlarda garip kalınabiliyor, gariplikten kurtulunuyor ve yeniden yeşeriliyor...

Bir süre sonra küçük şehir kesmemeye başlar. Bir derin istek sunar büyük şehir; belki daha büyüğü. Bir süre bir şekilde kalıcı veya kalmayıcı olarak terkedilen şehir bile yetmez, daha büyüğünü ister durursun. Karşına bir fırsat çıkıverir, gidersin. Yaşarsın, bir hafta kalırsın.

Daha büyük şehirlerin, hayatların ve yaşamlarında olduğunu fark ettiğinde aslında kendinin hiç bişey olmadığını, bir şekilde bağlı değilim derken bile bir korkunun eşiğinde o küçük şehri, bir yere bir seferde gidebilmeyi özlersin...

Bağlı değilim derken bile öyle bir bağlanmışsındır ki, geleceğe dair çözümlerin arasında o küçük yerden ayrılmak dahi yoktur.

Read more...

Kazandıklarım ve kaybettiklerim

Kazandıklarımın yanında kaybettiklerimde oldu. Aşk ararken arkadaş kazandım, aşkı kaybettim. Arkadaş ararken aşkı yakaladım, ama bu sefer o beni terketti, gitti bidaha gelmedi.

Bir şehirde yaşamayı kabul ettim, yaşadım, başardım derken kendimi, zamanımı, değerimi kaybettim. Elime kalan sadece yalnızlık ve aşksızlıkların ardında bir damla gözyaşı ve stres oldu.

Hayat tercihimi bir şekilde erkeklerle yaşamayı kabul ettim, ama bu sefer elime geçen yalnızlık ve hüzün oldu.


Kazandıklarımın yanında kaybettiklerimin terazide daha ağır basıyor gibi durması beni korkutuyor. Hemde çok.

Read more...

Bir Beyoğlu Anısı

Bir Beyoğlu anısı.

Yapma maskeler arkasına takılmış insan yüzleri.
Beyoğlu'nun tüm hayatları. Hayat kadınları, gayları, transeksüelleri, heteroseksüelleri, ne olduğunu kendide bilmeyenleri...

Yıllardır gidilmeyen o cafcaflı ama kalabalık, yalnız ama eğlenceli, soğuk ama çekici sokakta. Bir elimde evrak çantam, boğazımda boynumdan belime "rastgele" dolanmış gibi duran pembeli, eflatunlu en "maskülen" karavatım, beyaz gömleğim, kolumda dedemden kalma gümüş kol düğmeleri... Kadife ceketim, geçen sene Sarar'ın indiriminden aldığım çizgili kumaş pantolonum ve yine en "erkeksi" ruganlarım...

Çocukluk rüyalarım ve hayalimdeki uçurtmalar. Annem öper yanaklarımdan, sevdiğim herkes yanımdaymış edasında. Hafif çiseleyen yağmurda İstiklal Caddesi.
Kendim gibi takım elbiseli, iyi bir işi olduğu belli, mavi gözleri, siyah saçları, tombul yanakları olan, iş arkadaşı, ya sevgilisi yada platonik aşkı ile yürüyen bir erkek; gözgöze geliyoruz, yüzümüzde hafif birer gülümseme ile bir daha görüşmemek üzere farklı yönlere gidiyoruz, benim kulağımda "Une Belle Historie".En acımasız, en uçarı, en iğneleyici haliyle. Keskin ve kararlı!




Sevmeden sevişmek. Yavaşça öğrenmek. Oraya alışmak, orayı kaybetmek. O gün daha yorgunum, daha yaşlı. Akşama doğru açmış-açmamış bir hava eşliğinde Adalar'a atılan bir bakış; Bandırma'ya giden feribotun silüeti.

Orada olsam, hala çok güzel, hala çok çekici... Sakince karşımda ve umursamaz bir tavırla hayatta. Bir deniz feneri gibi, ışık gibi. Maydan okuyan bir erkek gibi!
Kocaman olduğunu biliyor, her kavgadan çıkacağını adı gibi ezberlemiş, ama bir kendi biliyor hiç birşey olmadığını, herşeyden korktuğunu.
Kendisini tanıyor. Hiddeti taşıyor sabırsızca, boğazda esen hrçın dalgalarla. Yüzüne yüzüne vuruyor sözleri, yıpratıyor bedenleri. Hüzün etrafı sarınca da sessizleşiyor belli belirsiz. Acı bir tebessüm sarıyor yüzünü, havasını, suyunu, toprağını. Hatta belediye otobüslerini.

Teselli etmiyor akıp gidenlerin yüzü suyu, hürmeti; terkedilen sadece kendisi değil. Terkedende yalnız, terkedende sessizce ağlıyor onun için, arkasına bile bakmıyor. Kabahat tabiki yine onda. Yalnızlık sadece orada kalmıyor. İtiraf: yalnız kalan sadece terkedilenler değil, yalnız kalanlar insanlar.

Yıllar geçsede, aynı gün gibi ağlıyor insan kabahatli gibi, sanki sevemeyen o gibi. Mutlu olmuyor insan itirafına rağmen yanlızlığını.

Dünya hali. Her gün binler geçiyor. Aralarına karıştım bir gün sanki oranın yirmidört yıllık müdavimi gibi. Ama kazandıklarım ve kaybettiklerim bir gecenin verdiği kazanç, yıllarca sürecek bir hasret.

Read more...

Yetmiyor!

Hani gecenin geç bir saati bir şehre girerken o şehrin ışıkları parıl parıl parlar ya!
Ve ya güneş yeniden doğarken saat 6-6.30 civarında bir şehirden otobüsle geçerken insanların ışıklarını yaktıklarını ve yeniden hayata uyandıklarını görürsün ya. işte o terketmenin bütün acısını hafifletir.
Hayat devam etmektedir, tüm yaşanmışlıklara geride kalan şeyler vardır, onlardan kaçılmalı, hatırlanası arzular, hisler, ümitler, ve hatta sorunlar kafadan ölümüne çıkarılmalı, yok olmalıdır. Vazeçilmemelidir yeniden yaşamaktan. Vazgeçilmemelidir yeniden aşık olmaktan.


Yollar terketmenin acısını dindirir, geleceğe yönelik planları güçlendirir, önüne bakmayı ve sorumluluk , hatta güven gerektirir... Kimse güvenmediği biriyle yola çıkmaz, ama güvenilmediğinizi bilmezsiniz! Bilmeli, hissetmeli, gerçekleri ve gerektirdikleri karşısında tuzla-buz olabilmelisiniz. Kafanızı eğmeden, dik tutarak "gidebilmelisiniz", kendinizi yollara vurabilmelisiniz.

Read more...

Eşcinsellik üzerine bir röportaj

Eşcinsel mi doğulur, eşcinsel olunur mu?

Bu, son zamanlarda gerek bilim adamlarını, gerek kendini “gay” olarak tanımlayan bireylerin cevabını bulmak için çaba ve zaman harcadıkları bir soru. Kişisel olarak tıpkı karşı cinsten hoşlanmanın hormonlar, genler, sinirsel iletim gibi bir çok şeyle denetleniyor olması gibi bence aynı cinse karşı duyulan ilgide bu saydıklarım ve sayamadıklarımın ortak bir paydası olarak karşımıza çıkıyor.

Bir gay ne ister?

Çok uç noktalarda cinselliğini alenen yaşayan birisi olmayarak gay olmamın ve ya olmamanın bende özel bir istek uyandırdığını düşünmüyorum.

Cinsellik anlamına istekleri neler oluyor?

Tabirinle, gay olmayanların istediklerinden pek bir farkı yok. Tek farkı istediğin ve yanında olmasını istediğin cinsinde erkek olması.

Genelde nerelere vakit geçiriyorsunuz?

Ofiste çalışırken iş ve ev arasına birde okulu koyuyordum ama yaz tatilinin girmesi ve ofisi eve taşımamla evden çıkmaz oldum. İlla bir yere gideceksem sakin mekanları tercih ediyorum.

Vakit geçirdiğiniz yerlerde insanların sizlere tutumları nasıl oluyor?

Tutumlarında bir farklılık olması gerekiyor mu?

Sonuçta ortamda bir gay var...

Ben söylemediğim sürece ortamda bir gay olduğunu kimse tahmin edemez.



Bir gayın gözünden normal bir erkek nasıl görünüyor?

İlk önce “normal”in tanımını yapmamız gerekiyor. Gaylar, anormal yada özürlü insanlar değillerdir. Bana göre normal olan size göre olmayabilir, ve ya benim doğrularım size yanlış gelebilir. “Normal” erkekleri kendimden farklı görmüyorum. Ama belki bizi ayıran farklarımız olabilir…

Nedir bu farklılıklar?

Gayların daha yaratıcı ve ince düşünen bir yapılarının olduğunu hepsini içine almadan söyleyebilirim. Hani normal erkekler var ya, onlar çoğunlukla gaylar kadar yaratıcı ve düşünceli olamayabiliyorlar. Gay dünyasında sadakat pek söz konusu olamazken onların dünyaları sadakat üzerine kurulabiliyor, bir kişiyle ömür geçirebilen erkekler var.

Gayların dünyasını neler oluşturuyor?

(Gülüyor.) Benimkileri işim, okulum, fotoğraf çekmek, seyahat etmek ve şarkı söylemek oluşturuyor.

Bir gayın en çok yapmaktan hoşlandığı şeyler nelerdir?

Kişiden kişiye değişebilecek bir sorunun cevabını yine kendime göre yanıtlamak gerekirse yukarıda saydıklarım benim yapmaktan çok hoşlandığım şeylerin başında geliyor.

Hangi şehirde yaşıyorsunuz?

Güzel ve kozmopolit bir Akdeniz şehrinde.

Yaşadığınız şehirde gay yaşamı nasıl?

Açıkçası çok merak edip araştırmadım. Renkli bir eşcinsel hayatının olduğunu da pek sanmıyorum.

Sebep?

Tanıştığım eşcinsel insanların bir çoğu üniversiteyi geçtim lise mezunu bile değiller. Bunun getirdiği bazı sebeplerden ötürü renkli bir hayat tarzı benimseyebileceklerini sanmıyorum ve gözlemlemedim.

Yaşadığın şehirde iyi öğrenim görmüş insanlar yok mu?

Aksine, şehrin ileri gelenlerinden bir çoğu ile eşcinsellikleri vasıtası ile tanışıklığım var. Çok önemli ve güzel yer lerde çalışan arkadaş, arkadaştan öte dostlar edindim. Hayatın bu yönü de var.

Bunlarla aynı zamanda yatıyor musun?

Prensip olarak bir kişi ile birlikteyken bir başkası ile cinsel ilişki amaçlı görüşmüyorum ama bu dostluğumuzun sürmediği ve birlikte cinsellik haricinde paylaşım içinde bulunmadığımız anlamına gelmiyor.

Türkiye’de bu durum nasıl?

İnternet denilen icadın ardından eşcinsellerin birbirlerini bulmaları daha da yaygınlaştı. Türkiye’nin her yerinde tıpkı buradaki gibi birçok eşcinsel var ve şehirler arası tanışıp yakınlaşan, yatanlar var.

İnternet hayatının ne kadarını kapsıyor?

Bir günümün 15 saatini. Aynı zamanda işim bu.

Doğu illerinde yaşayan gaylar için ne düşünüyorsunuz? İçinde yaşadıkları durumu nasıl aşmalılar?

Ülkenin doğusunda yaşayanlarda bir şekilde zaten eşcinselliği yaşıyorlar. Batıdakinden çok farklı değil. Eşcinsellikte içinden çıkılacak ve ya aşılacak bir şey olmadığı için en kötü ihtimalle yaşadıkları yeri terk ederek bunu daha rahat yaşayabildikleri yerlere yerleşmeliler.

Her şehirde gayların girip çıktığı mekanlar sıklıkla yok. Cinsel ilişkide bir ihtiyaç. Bunu nasıl gideriyorsunuz?

Cinsel ilişki ile mekanların bağlantısını çözemedim. Ben internet vasıtası ile tanıştığım insanlarla görüşüyorum ve duygusal bir takım bekleyişler içine giriyorum.

Hiç gay bara gittiniz mi?

Evet.

Gayların eğitim düzeyleri arttıkça olgunluk katsayıları ve güvenilirlikleri de mi artıyor?

Bu olay kesinlikle böyle değil. O kadar ki, çok çok çok çok iyi eğitim almış, en iyi ailelerden gelen insanlar ne yazık ki beş para etmez bir tavır sergilerken eğitimini tamamlayamamış birisi karşınıza çıkıp başınızı döndürebilir.

Tanıdığınız kadarıyla Türkiye’deki gayların eğitim düzeyleri nasıl?

Her eğitim düzeyinde birey var. Ama bir çoğunun en az lisans düzeyinde üniversite bitirmeye çalıştıklarını düşünüyorum.

Nasıl partner buluyorsunuz?

(gülüyor.) internetten.

Gaylarda sadakat durumu nasıl?

Birbirine çok sadık çiftler olduğu gibi gecelik ilişkiler peşinde daldan dala atlayanlarda var.

Şimdiye kadar kaç kişi ile birlikte oldunuz?

Altı ve ya yedi kişi.

Kaç kaç kaç?!

Altı ve ya yedi kişi? Daha fazla mı olması gerekiyor?

Eşcinseller arasında günübirlik ilişkilerin olduğunu söyledin. Neden bu kadar az?

Ben gecelik ilişkiler yaşamayı tercih etmiyorum. Benim prensiplerime ters. Ayrıca bana zararı dokunabieceğini farkettiğim hiç bir insanla görüşmedim ve görüşmem.

Genel ortalama böyle mi?

Bu kadar kişiyle bir gecede yatan insanların olduğunu bilmek beni gerçekten umutsuzluğa itiyor (gülüyor.)…

Gay kimliğinizi çevrende kaç kişi biliyor?

Heteroseksüel iki arkadaşıma söyledim.

Bir gün açıklama gereği hissederseniz ilk önce kimlerin bilmesini tercih edersiniz?

Ailemin bunu bilmeye haklarının olduğunu düşünüyorum ama nasıl olacağını ve ilk kime söyleyeceğimi bende bilmiyorum.

Gizli bir gay olarak etrafınızda dönen gay muhabbetlerini nasıl karşılıyor ve tepkiler veriyorsunuz?

Tepki vermemeye zamanla alışıyorsunuz. Zaman zaman kendinizle dalga geçmek ve alay konusu halne getirmekte mutluluk ve ardından bir mide ağrısı şekilde çökebiliyor.

Ne tür müzikler dinlemeyi tercih ediyorsunuz?

Pop, R&B, enstrumental , soft-metal.

Gaylar genellikle kimleri dinliyorlar?

Münir Nurettin Selçuk dinleyenide var, Marilyn Manson dinleyenide…

Hande Yener gay ikonu seçildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hande Yener’i tanıyorum ve yaptığı müzikleri zevkle dinliyorum fakat bunları yapıyor olmam Hande Yener’i ikonum olarak kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Hande’yi eşcinseller için bir şeyler yaparken görmek beni mutlu eder. Şarkılarının ise gayların dilinde olması onun bazı çevrelerce baş tacı edilmesine yol açtı. Olay bence bundan ibaret.

Müzik konusunda siz kimleri dinliyorsunuz?

Nil, Teoman, Yaşar, Nazan Öncel, Candan Erçetin, Madonna, Karolina, Aşkın Nur Yengi, Müfide İnselel, Zeynep Casalini…

Gayların Türkiye’deki iş dağılımı nasıl?

Tanıma fırsatı bulduklarım içinde kasaplar, manavlar, tesisatçılar, üniversite öğretim görevlileri, sanatçılar, öğretmenler gibi meslek dallarından insanlar var.

Sizin mesleğiniz nedir?

Bilgisayar üzerine çalışıyorum.

Giyim tarzınız nasıl?

Çoğu zaman resmi olmakla birlikte evdeyken genelde rahat kıyafetler tercih ediyorum.

Toplumun gaylar üzerindeki baskısı ne alemde, yadırgananlar, üzenler neler?

Eşcinsellerin toplumun bir bireyi gibi değilde sanki ayrı bir dünyanın insanlarıymış gibi görülmesi ve buna göre asıllı ve ya asılsız yorumların yapılmasını çokta doğru bulmuyorum. Topluma, eşcinsellerinde birer insan olduklarının unutulmaması gerektiğini ve heteroseksüeller ile aralarındaki farkın çok olmadığını anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Bahsettiğim gibi bunu çok uç noktalarda toplumun gözleri önünde yaşayanlarda var, aksine dünyayla arasında olan kapıları kapatarak yaşayanlarda var. Eşcinsellerin bizzat şahit olduğum ve yaşadığım bir yönü de kendilerine dayatılan çıkmazlarda hep birlikte omuz omuza verebiliyor olmaları. Toplumun baskılarına karşı hep birlikte hareket etme ihtiyacımız söz konusu. Fakat yine toplumun bir kesimi tarafından cinsel hayatımıza yönelik bilgi alışverişi yapabildiğimiz yerler taciz altında tutuluyor ve kapatılabiliyor.

Lambda’dan bahsediyor olmalısın…

Lambda buna çok küçük ve ne yazık basında en çok yer bulabilmiş olaylardan bir tanesi. Birileri geliyor travesti ve ya transseksüel insanlar bir yere girip çıkıyor diye oraya fuhuş yapılıyor muamelesi yapıyor. Lambda’da fuhuş yapıldığına inanmamakla birlikte eğer fuhuş araştırması yapılacaksa genel evler neden var? Oraların adresleri belli, çalıştıranlar belli. Bu gibi kapatma davaları ile uğraşan kişilerin tarafsızlık çatısı altına sığınarak bastırılmış homofobilerini tatmin etme çabasını anlamıyorum.

Gay denince akla müzikle kendinden geçen, ortalıkta absürd kıyafetlerle dolaşan, kadınsı erkekler akla geliyor…

Bu saydıkların sadece gaylar için söz konusu olan kriterler değil. Her insan sevdiği müziklerde dans edebilir, kendinden geçebilir. Kıyafetlerde insanların içlerinde rahat ettikleri eşyalar olduğu için özellikle gaylar absürd kıyafetler ile kendilerinden geçiyorlar diyemeyiz. Kadınsı erkeklerin varlığiını tabiî ki inkar etmiyoruz ama onlarda bu dünyanın içinde ayrı birer renk, ayrı birer enerji!

Birbirleriye ilişkiye giren erkekler denince bir “aktif” birde “pasif” bireyler oluyor. Bu roller neye göre biçiliyor?

İnanın ki aktif ve ya pasif olmayı pek ayırt edemiyorum. Anal ilişkide partnerinin cinsel organı ile arkasından ilişkiye girmesine izin veren pasif, diğeride aktif oluyor. Ama oral seks yapan bireyde pasif olarak adlandırılabiliyor. O zaman kim aktif, kim pasif? Kime ve neye göre? Karışık bir konu. (gülüyor.)

Soruya cevap vermek durumunda değilsiniz ama siz “hangisisiniz”?

(gülüyor.)Ben anal ilişki hiç yaşamadım. Beni seven ve gerçekten sevdiğim bir insanla yaşamayı istiyorum.

Çokça tartışılan konulardan bir tanesi eşcinselliğin günah olduğu. Bu sizin içinde bir gerçek mi, yoksa safsata, göz boyama veya sadece gündem yaratma çabası mı?

Günahlar, sevaplar ve benzeri olaylar kime ve neye göre belirleniyor? Kutsal bir kitapta yazıyor diye ben o kitaba körü körüne inanmalıyım diye bir gerçek söz konusu değil. Sonuçta eşcinsellik içimde yaşayan ve yaşattığım bir şey. Günah ise benim günahım, sevapsa yine benim ve ya hiçbir şeyle ölçülmüyorsa yine benim sorunum. Safsata demek ağır olabilir ama insanları bir şekilde koruma içgüdüsü olarak söylenebilir.

Kimden korumayı hedefliyorlar?

Bu benimde cevabını bilmediğim bir soru.

Peki neden korumayı ve hangi amaçla korumayı istiyorlar?

Türk aile yapısı, Avrupa’dakinden farklı bir yapıya sahip. Bizim toplumumuz çoğalmak, aile kurmak, üremek, hep birlikte çocuk büyütmek gibi kavramlar ve olguların üzerine kurulmuş bir yapıda. Çeşitli yöntemlerde insanlar diğerlerini aynı cinsiyle ilişki yaşamaktan korumaya gayret ediyor. Temelinde de aynı cinsin bir “meyve”sinin olamaması yatıyor.

İslami direktiflerle yönetilen ülkelerde eşcinsel bireylerin recmine, idamına Türkiye’de yaşayan bir gay olarak nasıl bakıyorsunuz?

Ülke rejiminin kişilerin üzerinde olan hakkının ve etkisinin nerede bittiğini bilmesi çok önemli ve gerekli bir şey.İnsanların nasıl yaşayacaklarına ülkedeki rejim değil iradeleri karar vermeli.

Son olarak, Avrupa Birliğine girecek olmamız gayların yaşamları üzerinde ne gibi etkilere sebep olacak?

Türk toplumu olarak şu A.B.’yi bu kadar neden abarttığımızı bir türlü çözemiyorum. Ülkemiz zaten her konuda bize yetecek kadar bol çeşitlilik sağlıyor. İlk önce kısa süre içerisinde biz bu birliğe giremeyeceğiz. Ardından zaten Avrupa’nın bir çok yerine ulaşma imkanı bulabiliyoruz. A.B. olsun ve ya olmasın başarmak isteyen birey, eşcinsel olsun ve ya olmasın başarabilir… Şimdiki hayatımdan farklı olacağını düşünmüyorum.

Read more...

Sen gittin, ben yalnız kaldım

Kaç vücut gerekecek bana,
seni unutmama?

Günlerimin gecelerimin, en güzel dakikalarımın hayaliydin sen.
Rüzgara çarpıp gelen martı sesleri, deniz kıyısı, hayat ve ölüm arasında kalan hayatımın aktığı o deniz kıyısında elimde kalan bir şarap kadehi ile yine geçmişi sorguluyor ve yine çok fazla şey mi istedim diye merak ediyorum.

Hüzünlerin kıyısında kalan kalbim yine çok sıkışıyor.
Bir gün anlayacaksın, sende bileceksin. Çektirdiklerini sende bilecek, çektirdiklerini bildikçe sende yanacaksın. Bir erkek için gözünden akacak olan tek damla yaşın bile içine ateş gibi düştüğünü göreceksin. Yüreğin yanacak. İçin "cız" edecek.

Sevmenin, bir ilişkiyi yürütmenin en başında karşındakinin de düşüncelerine önem vermeyi, onu da kendin gibi görmeyi, hislerini anlamayı öğreneceksin.
Tek tesellim çektirdiklerini kendininde yaşayıp görmesi.

İnsanların sorunlarını, sıkıntılarını vesairelerini çözmeye çalışmaktan çok sıkıldım. Yüreğimin dağlanmasından, acı çekmekten, insanların bencilce kendilerine göre yaşamayı tercih etmelerinden, bunu başarabilmelerinden şikayetçiyim...


Bir gün beni anlayacaksın
Bir gün sende kırılacaksın
Elbet, o gün yıkılacaksın
Anlayacaksın, ağlayacaksın...


Sevmenin, güvenmenin ne demek olduğunu insanlar acaba bir ilişkinin erkek erkeğe yaşanıyor olmasından kaynaklanan sebeplerden öte mi bilmiyorlar?
Bir erkek, diğer bir erkekle bir ilişkiyi yapmaya çalışırken neden "o"nun varlığını idrak edemiyor? Acaba ben böylesine rastlamadım mı?


Gün olurda, benden bıkarsan
Gün gelirde hayatımdan çıkıp gidersen
Sanma ki senden
Senin uğruna verdiklerimden
Birşeyler isterim, kalbimden giderken...


Ben yine yalnız kaldım. Ben yine hayatın bu acımasızlığında sığınacak bir nefes, bir ses, bir varlıktan yoksun kaldım. Birbirimize hiç birşeyimizi vermedik, ama bu benim açımdan vermeyeceğim demek değildi. Sana çok şeyimi verebilirdim. Hak etmedin.





Şimdi ben kimin yüreğimi tutacağını, kimin seveceğini, kimin sıcak evim olup kış vakti okul dönüşünde sesiyle bile beni mutlu edeceğini bilmiyorum.







Galiba, benimki aşktanda öte bir miktar açlık. Doyduğum zaman artık ben bile kendimi tanıyamacağım.

Read more...

Saygı, sevgi, yalnızlık

Geriye dönüp baktığımda, ciddi sırlarımı paylaşacak, birlikte vakit geçirecek hiç bir arkadaşımın olmadığını farkettim.

Ben ne bir arkadaşımla sinemaya gittim, ne birlikte vakit geçidik, ne ortak kararlar aldık?!



Etrafımdaki bir çok insana yukarıdan baktığıma dair söylentiler var... Merak ettiğim konu ise bir insanın halinde, tavrında, görünüşünde vs... bakarak bir takım değerlendirmelerde bulunursunuz ve ona göre o insanla ilişkinizi yürütürsünüz. Benim fikirlerime, görüşlerime, düşüncelerime, hayat tarzıma saygı duymayacağını az çok tahmin ettiğim insanlarla ne paylaşabilirim?



Etrafta o kadar çok insan var ki, sanıyorlar ki kapılarımı, pencerelerimi onlara kapatıyorum. Hayır. Yok böyle bişey. Sizler sadece görmek istediklerinizi görüyorsunuz!



En derin yaralar kapanıyor şu hayatta, acılarımızı da unutuyoruz. Bu süreç zarfında unuttuklarımız, unutmadıklarımız, hayatımıza girener ve ya giremeyenlerle bir bunalım zamanı geçiriyoruz.

Ben neden aynı kalıyorum? Neden bazen hayatım çok hızlı geçerken bazen durma aşamasına geliyor?



İnsanlara artık hakettikleri değeride vermek istemiyorum. İnsanlar beni üzüyorlar. Adam yerine koyduğum insanlar beni köpekler gibi ulutuyorlar. Ben kesinlikle bunu haketmiyorum.



Kendimi güçlü bir insan olarak bilirdim, ama birde bakıyorum ki güce dair elimde kalan tek şey yalnızlık.

Read more...

ne hayatlar ümidine ben ne yollara düştüm;

ilk yenilen ben değildim tabii, gün oldu dünyaya küstüm, barışık geçirdiğimiz gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

eğer benim için ağlıyorsan anne, ağlama boşu boşuna
ağlama benim için bende herkes kadar hayatın acılarını tatmaya başladım.
bende emin ol herkes kadar yandım.


bilsen ne olur çocukluğumdan kalan bu sırrı
tek elimde kalan bu, elimde avucumda geleceğime.
hayat artık benim yapayalnız geçirmeye mahkum olduğum bir hapishane

ağlama anne, ağlama, bende yedim bu hayatın sillesinden;
herşeye rağmen düşmedim daha
yer gök bir olsa da, dört duvar beni benliğimden alsa da,
dar sokaklarda düşmedim daha
hayatın içinde tutnacak daha çok dalım var...

vur ayaz vuracaksan, benim senin karşında direnecek gücüm her zaman olacak.
talih; dön istersen artık, yeter çektirdiğin, ama bendeki canı hala yoramadın.

hayat, beni terketme. yapılacak çok şey var. kazanılacak çok zafer, daha sevilipte sevilmyecek bir çok erkek var.
mutlu olacak çok an var. kazanılacak başarılar var!

Ama yinede günümde;
herşey seninle o kadar güzel ki. korktuğm herşey seninle daha güzel...
bir an gelse, ayrılsak, bana tek bir gün yetse.
sesin bile.içtiğimiz su, çay vs. herşey. aldığım nefes bile seninle çok güzel.

Yüzümde kalacak gözyaşları bile senin için çok özel.
Seninle paylaştığım o dakikalar benim ömrümün ılık birer rüzgarlı sahili.
...
Bir gün yolda birisiyle karşılaştım, kalbim acıdı. Hepsi bu.

Read more...

Ben, bizzat kendim, kendimde birşeyi farkettim.

Duygulsal bir boşluğun içine girdiğimde, önüme çıkan herkesten bir takım beklentiler içine giriyorum.

Kabullendiğim şeyler dahilinde aynı ortak noktadan yola çıktığımız diğer insanları tanıdıkça bir umut çerçevesi içinde hayallere kapıldığımı farkettim.

Yolda, otobüste, dolmuşta, trende vs... yerlerde gözüme bakan muhtemel sırdaşlarım, yol sormak için arabasını durduran yakışıklı bey...

Hepiniz affedin, belki veremeyeceğiniz birşey ama galiba içinden çok su akan bu boş duygu havuzu içinde ben size aşık oluyorum.

Ne yapmalıyım bilmiyorum. Belki de en iyisi bir psikolog desteği ve ya bir takım tavizler vermek.

Read more...

Günüm aynı gün, geceler eski.

Yalnız geçen şu bahar gecelerinde, yalnızlığı sınırlandırmak, birinin nefesini duymak, belki iki çift laf etmek için verdiğim çabalamalar hala boşuna gibi görünmekte.

Belki sadece sınırlamak, nefes hissiyatı ve iki lafın belini kırmaktan çok daha fazlasının peşindeyim, belki ten teması istiyorum... Belkilerle sınırlanmıyorum, evet istiyorum.

Onlar hep yanlış bildi, kadere zaman zaman inanmazmışım gibi takılsamda belkide bu benim kaderim olarak çizilmiş bir hayat biçimi. Belki tanrının beni diğer insanların kötülüklerinden, düzenbazlıklarından, yalanlarından bir sınırlandırma emri.

Ben, zaten her zaman, tanrının beni bir takım şeylerde benim iyiliğim için kayırdığını hep düşündüm ve bunun için kendisine şükürler sundum. Kaldı ki o zaten gözeten ve koruyan. Biz insanları iyiyi ve kötüyü ayırt etmemiz için bir takım yetilerle donatmış...



Eğer bir takım kriterler içinde yalnız yaşamak zorunda kalmış ve ya aslında ihtimal yokken yalnız kalmayı "başarabilmiş" isem, bu belki tanrımın bana bahşettiği bir koruma kalkanı, belki de bana iyiyi ve kötüyü ayırabilmem adına verdiği bir yeti...

Her ne olursa olsun, ben bana verdiklerinden ötürü ona yine şükranlarımı sunuyor; her zaman benimle birlikte olacağının güveni içinde yapayalnız ama güvende bir akşamı daha sonlandırıyorum.

Read more...

Sıcak

Bazen farkediyorumda, sanki bize kesin kararlarla bildirilmiş gibi, sanki daha yıllarca yaşamamızın garantisi var gibi hayatımızı çarçur ediyoruz.

Kiminin hiç bitmeyen dertleri var, kimisi dünyandan bir haber, kimi bir takım birşeyleri yapmış becermiş ve bir başkasına çalım atma derdinde...

Kimi nerde bıraktığının bir önemi yok hayatın. Hayat dediğin zaten bakmışsın doğmuşsun, bakmışsın yaşıyorsun, bide bakmışsın bitiveriyor. Ölüm ne kadar kaçınılmaz olsa da hayatımızı bence nasıl olsa öleceğimiz gerçeğini her dakika katarak yaşamamaktan yanayım.

En son ne zaman sıcak bir eli tuttuğumu hatırlamıyor-d-um. Benden çok uzak bir davranıştı.



Bir elin sıcaklığını hissetmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki!

Keşke karşılıksız olan bir sevginin çerçevesinde gönlümde açmadan solan gülün açılabilen yaprakları olsaydı... Her zaman gamlı oldum, bir çok zamanım yalnızlıkan ötürü üzgün geçiyor.



Senin yolunu aylar boyunca bekleyebilirim. Yeter ki gel bana, senede bir gün...

Ağarsın saçlarım, yansın dudağım! Adını anmaktan yansın dudağım!

Bu aşk için bütün gece ağlayacağım...



Yeter ki gel bana senede bir gün.

Göreyim gözlerini, dokunayım ellerine. Sıcacık göğsüne başımı dayayıp uyuyayım.

Read more...

Aşk.Yeniden?

Yeniden aşık mı oluyordum? Ya da sadace hayatımdaki br boşluğu farklı bir şekilde dolduran bir insanı yine farklı değerlendiriyor ve yine üzülen tarafın ben olacağımı bile bile bir fırtınaya mı sürükleniyorum?

Belkide aşık olmak istiyorum. Onun gözlerinin içinde boğulmak, her bakımdan benden daha güçlü kişiliği ve fiziğinin beni alıp götürmesini, borçlarımı, harçlarımı, üzüntülerimi, kederlerimi ve beni benlikten çıkarmış ve çıkarmaya devam eden herşeyden uzaklaştırmasını istiyorum!

Reelde olsun istiyorum. Sanalda olsun istemiyorum. Yalan olmasın, dolan olmasın!

Herşey gerçek olsun. O burun deliklerimi dolduran muhteşem kokusunu elini tutarken duymak istiyorum. Kahverengi gözlerine bakmak istiyorum!





Evet.Senin için çok şey istiyorum. Ben yine her zaman odluğu gibi bir insanın hayatına onun durgunluk evresinde girdiğimi biliyorum.

Ama olsun. Şimdilik varlığı bile yeter.

Read more...

Devam :)

Nerede kalmışız, hayat bizi nerede terketmiş ve ya etmemiş;

belki biz hayatı terketmişiz, bir başka ihtimalde ikimizinde birbirini sevmemiş olmasıymış.

Arayı artık epeyce açtığımın farkındayım, ama hayatın her zaman her yere yansıtamadığım yönleri bu sıralar bir hayli meşgul etmekle birlikte,benim artık kronik bir seyir halinde devam eden yalnızlık senfonimde hala bir takım yerlerde eksikliklerin varlığından haberler vermeye devam ediyor.

Yine yazmadığım dönem içersinde bir çok insan ile uzak demeden, yakın demedensadece belki dost olma adına irtibatlar kurdum, kimi ile daha yazma aşamasında uyuşamadık, kimileri ile bir çok ortak yön yakaladık ama bazı şeylerin ortak şeyler yakalamaktan daha fazlasını gerektirdiğini hep bildik, bilmeye devam ediyoruz, kimisiyle sadece arkadaş olarak kalacağımızı baştan sessiz anlaşmalar ile belirledik...



Düşünüyorum hep bir erkek diğer bir erkekten ne ister diye. Çevremde, internetteki hikayelerde anlatılanlar ne kadar gerçek,ne kadarı yaşanıyor, ne kadarı yaşanmmıyor, ne kadarı insanların kafa kurgusu çözemiyorum.

Konu dönüp dolaşıp benim ne istediğime gelince ben yine ortalıkta yapayalnız kalıveriyorum.

Son zamanlarda iyice asosyalleştiğimi farkettim. Ne hobilerime vakit ayırıyorum,ne işlerimle ilgileniyorum...

Yalnızlık konusunda bir hayli bunaldığım şu günlerde çok sevdiğim fotoğraf hobim üzerinde çalışmak üzere artık ailem olark kabu ettiğim insanlardan izin alarak bir hayli fotoğraf çektim.

En azından, yalnız olmadığımı birazcık olsada hatırlamış oldum.



Bu demek değil ki, artık özel olarak arkadaşlık edebileceğim, her konuda paylaşabileceğim birisinin olmasını istemiyorum.

Read more...

Başımı korkmadan ve karşılık beklendiğini bilmeden dayayabileceğim, kokrtuğum gecelerde yanına gidip sokulup korkularım geçene kadar beni koruyacak bir "abi" m olmasını çok isterdim...

Read more...

  © Blogger templates Newspaper III by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP